‘Bir Derdim Var’: ‘Seksting’ tehdit aygıtı mı?

Çocuklar ve gençler arasında çıplak fotoğraf paylaşımına “sexting” adı veriliyor. Kanal D’de yayınlanan “Bir derdim var” dizisiyle dikkat çekilen sexting’in sosyal medya kullanımıyla bir tehdite dönüştüğünü vurgulayan uzmanlar, aileleri bu konuda anlayışlı olmaları konusunda uyarıyor.

Pskilolog Dr. Serap Duygulu, Hürriyet yazarı Ömür Kurt’a yaptığı açıklamada, sextingin 13-18 yaş arası ergenlerde çok yaygın olduğunu belirtti, ilgi çekmek, onay almak için yapılan paylaşımların “insanların özel bilgilerine sahip olup kendini ayrıcalıklı hissetmek, güç kullanmak, onu tehdit ederek istedikleri davranışı yaptırabilmek gibi psikolojik alt yapısının da” olabileceğini ifade etti.

Prof.Dr. Serap Duygulu, Ömür Kurt’a yaptığı değerlendirmelerde aileleri şöyle uyardı:

“Ailelerin ve uzman kişilerin bile, çocuklarının fotoğraf veya videolarını başkalarına gönderme eylemine hiçbir tolerans göstermediğini görüyoruz. Yani aileler, çocuklarının asla böyle bir şey yapmaması gerektiğini çok net bir şekilde dile getiriyor. Çünkü bu durumun çocuklarını tehlikeye sokacağını düşünüyorlar.

Yani ahlaki riskler açısından değerlendirildiğinde bu ‘sıfır tolerans’ doğru gibi gözükebilir ama gençler arasında durum maalesef böyle değil.

Gençler üzerine yapılan çalışmalar, seksting’in sosyal yapının normal bir parçası olarak değerlendirildiği anlaşılıyor. Çünkü gençler belki de geleceği de öngöremedikleri için ya da dijital dünyanın sonsuz bir kapı olduğunu düşünemedikleri için birbirlerine bu tarz görselleri göndermeyi sosyal bir konu olarak görüyorlar.

– Çocukların kendi bedeninin görselini başkasına göndermesini nasıl engelleriz?

Çocuklarla iletişime geçmek, duyacaklarımızdan çok hoşlanmasak bile özellikle onları çok sakin ve dikkatli dinlemek çok önemli. Özellikle de ergenlikte…

Eğer çocuğunuzun size duymak istemeyeceğiniz şeyleri söylemesinden korktuğunuz için iletişim kurmayı keserseniz size duymak istediklerinizi söyleyen, duymak istemediklerinizi saklayan bir çocuğunuz olacak. Biz gerçeği duymak ve varsa bir tehdidi, hayatımızın akışını bozmadan önlem alabilecekken, olay olduktan sonra çocuğu suçlayarak ya da üzülerek bir çözüm bulamayız.

Çocuğunuzu size göre sadece olumsuz özellikleriyle değerlendirirseniz oradan iyi bir şey çıkmaz, ama onu ne kadar önemsediğinizi ne kadar sevdiğinizi gösterirseniz çocuk o onayı başka yerlerden aramak zorunda kalmaz.

Çocukları suçlamak ya da ‘Böyle bir şeyi nasıl yaparsın?’ diye tepki göstermek sorunu çözmüyor, aksine çocuklar kendi aralarında bunu gizlice yapmaya devam ediyorlar. Ta ki çocuk bu durumun bir tehdit olduğunu anlayıp da bununla başa çıkamayacak hale gelene kadar ailenin bilgisi bile olmuyor. Olay açığa çıktığında da aileler kendi çocuklarını, yani fotoğraf veya videoları göndereni suçluyorlar.

Oysaki bu tarz bir eylemde çocuğa bunu yaptıran kişi ‘suçlu konumunda’ olmalı. Çocuk, görüntüleri kendi isteğiyle göndermiş olsa bile, diğer kişinin bu görüntüleri dijital ortamda neden yaydığını, tehdidini konuşmamız lazım. Dolayısıyla böyle bir sorun geliştiğinde, bir psikolog eşliğinde, okul yönetimini de dahil ederek süreci çok iyi takip etmek lazım ve genellikle bu işin bir de hukuki ayağı oluyor ve orayı da ihmal etmemek gerekir.” (HABER MERKEZİ)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir